Bağlanma teorisi, çocuklukta ilk bakım verenimizle yaşadığımız deneyimlerin bugün ilişkilerde nasıl bağ kurduğumuzu, nasıl sevilmek istediğimizi ve yakınlığı nasıl algıladığımızı belirlediğini söyler. Bebeklik döneminde zihnimiz kelimelerimiz yokken bile “Güvende miyim? Bana bakılır mı?” sorularına yanıt arar.
Regina Sullivan’ın çalışmaları, bu ilk temasların beynin duygusal devrelerini şekillendirdiğini; Levine ve Heller ise yetişkinlikte aradığımız yakınlığın çocuklukta tanıdık gelen hislerin bir devamı olduğunu gösterir.
Genetik yatkınlık ve yaşam deneyimleri bağlanma stilimizi zamanla değiştirebilse de, çocuklukta öğrendiğimiz ilişki kalıpları yetişkinlikte bize eşlik etmeye devam eder.
Kaçıngan Bağlanma
Kaçıngan bağlanan kişiler yakınlığa kapalı değildir; ancak duygusal ihtiyaçlarını göstermek onlar için riskli hissedilir. Çocuklukta duygularına yeterince karşılık bulamadıkları için “İhtiyaç duymamak = güvende olmak” şeklinde bir strateji geliştirirler. Bu nedenle yetişkinlikte özerkliğe aşırı önem verebilir, yakınlık arttığında geri çekilebilir ve kırılganlık gerektiren anlarda savunmaya geçebilirler.
Dışarıdan özgür görünseler de bu, çoğu zaman eski yaraları koruyan bir mesafe mekanizmasıdır.
Kaygılı Bağlanma
Kaygılı bağlanan kişiler yakınlığa açıktır ancak ilişkinin sürüp sürmeyeceği konusunda sürekli tetikte olurlar. Tutarsız sevgi deneyimleri “Her an terk edilebilirim” hissine dönüşebilir. Bu nedenle sık sık güvence arayabilir, sevilip sevilmediklerini sorgulayabilir, kıskançlık veya kontrol davranışları gösterebilirler.
Bu stilin merkezinde oldukça insani bir ihtiyaç vardır: “Lütfen beni bırakma.”
Ancak bu kaygı, ilişkide yorucu döngüler yaratabilir.
Güvenli Bağlanma
Güvenli bağlanan kişiler hem kendilerine hem partnerlerine daha kolay güvenir; sevilebilir olduklarına dair içsel bir inanç taşırlar. Yakınlık onlar için tehdit değil, doğal bir ihtiyaçtır.
Duygularını rahatça ifade edebilir, sınır koyabilir ve partnerlerini test etme ihtiyacı duymazlar.
Terk edilme korkuları düşük olduğu için ilişkide sevgi, güven ve bireysellik dengeli biçimde birlikte var olabilir.
Karışık (Düzensiz) Bağlanma
Karışık bağlanan kişiler, çocuklukta tutarsız sinyaller aldıkları için yakınlığı hem ihtiyaç hem de tehdit gibi hissederler. Partner yaklaşınca geri çekilebilir, uzaklaşınca yoğun yakınlık arayabilir ve duygusal dalgalanmalar yaşayabilirler.
Sevgiyi isterler fakat görünce nasıl karşılık vereceklerini bilemeyebilirler.
İki zıt ihtiyaç aynı anda çalışır:
“Bana yakın ol.” ve “Bana zarar verme.”
Bu durum ilişkide karmaşık, değişken bir dinamik oluşturabilir.
Peki siz hangi bağlanma stiline daha yakın hissediyorsunuz?
Çoğu insan tek bir stile tamamen uymaz; iki stilin karışımını göstermek oldukça yaygındır.
Romantik ilişkilerdeki yakınlık–mesafe dengesine bakmak bu konuda yol gösterici olabilir.
Unutmayın:
Anksiyete yaşamak, otomatik olarak kaygılı bağlanma demek değildir; kaçıngan bağlanan kişiler de fazla yakınlıkla karşılaştıklarında yoğun kaygı yaşayabilirler.
Güvenli bağlanma mümkündür ve geliştirilebilir.
Farkındalık, duygu düzenleme becerileri, yeni ilişkisel deneyimler ve şefkatli bir iç ses bu dönüşümü destekler.
Ve belki de en önemlisi:
Hayatınız boyunca kurduğunuz en temel ilişki, kendinizle kurduğunuz ilişkidir.
Bu bağ güçlendikçe, diğer tüm ilişkiler de iyileşmeye başlar.
Psk. Şerife Erkan

