Bağlanma, çoğu zaman çocuğun ebeveyniyle kurduğu bir ilişki olarak tanımlanır. Oysa bağlanma, iki iç dünyanın karşılaşmasıdır. Bu nedenle bağlanma sorunlarını yalnızca “çocuğun davranışları” üzerinden okumak çoğu zaman eksik kalır. Çocuklarla çalışırken ebeveynin bağlanma sistemini, kendi ebeveynleriyle kurduğu ilişkileri ve iç dünyasını anlamak sürecin en önemli parçalarından biridir.
Çocuğun ebeveyniyle kurduğu bağ, büyük ölçüde ebeveynin kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkiyi yansıtır. Kural tanımayan bir çocuk, çoğu zaman kendi hayatında sınır çizmekte zorlanan, başkalarına hayır diyemeyen bir ebeveyne sahiptir. Öfkeli ve saldırgan bir çocuk ise genellikle kendini korumakta zorlanan, yaşam zorlukları karşısında güçlü bir duruş sergileyemeyen bir ebeveynin iç dünyasını taşır.
Gabor Maté’nin de sıkça vurguladığı gibi, çocuklar ebeveynlerinin ne yaptığından çok, ne halde olduklarına uyumlanırlar. Ebeveyn sakin, regüle ve duygusal olarak erişilebilir olduğunda çocuk dünyayı daha güvenli algılar. Ancak ebeveyn kendi duygularıyla baş etmekte zorlanıyorsa, çocuk bu düzensizliği sözcüklerle değil, bedeniyle hisseder.
Bu nedenle bağlanma, “doğru ebeveynlik teknikleri” ile değil; ebeveynin kendi stres, kaygı ve travma düzeyiyle yakından ilişkilidir. Birçok ebeveyn evde uygulamak için doğru tekniklerin peşine düşer, ne yapması gerektiğini sorar. Oysa çoğu zaman bakılması gereken yer, kendi yaraları, zorlanmaları ve bastırılmış duygularıdır.
Nilüfer Devecigil’in de altını çizdiği gibi, çocuk için ebeveyn yalnızca bakım veren değil, aynı zamanda duygusal bir aynadır. Ebeveyn kendi duygularını fark edemediğinde ya da bastırdığında, çocuk bu duyguları davranışlarıyla dışa vurur. Yani ebeveynin iç dünyası, çocuğun dış dünyası haline gelir.
Çocuklarla çalıştığım yıllar boyunca, çocuğun davranışlarını tek başına bir sorun olarak değil; çoğu zaman başka bir içsel sürecin yansıması olarak ele aldım.
Çocuklar mükemmel ebeveynlere değil; gerçek, erişilebilir ve temas edebilen yetişkinlere ihtiyaç duyar.
Psk. Dan. Mizgin Yarbatak

