Hayatımız boyunca bizi var eden duyguların bir anlamı olsun istedik ve bu anlamı bulmak için arayışlara girdik.
Kimi zaman sevgimizi kanıtlamaya, kimi zaman onun peşinden koşmaya çalıştık. Çünkü insan, doğduğu andan itibaren sadece büyümez; varlığını hissetmek ve hayatını anlamlı kılabilmek için bir duyguya yazılmak ister.
Ve bu arayışların temeli sandığımız kadar karmaşık değildir.
En çok ihtiyaç duyduğumuz duygular, aslında çocukluğumuzda beynimize yazılan ilk satırlardır.
Sevgi yalnızca hissedilen bir duygu değildir; beynin çalışma biçimini belirleyen biyolojik bir kayıttır.
Bu kaydın sağlıklı bir yaşamı destekleyebilmesi için, duygusal temasın doğru şekilde işlenmesi gerekir. Elbette “doğru” kavramı kişiden kişiye değişebilir. Ancak bu yazıda, bilimsel temellere dayanan bazı doğrulardan söz etmek istiyorum.
Bir çocuk sevildiğini hissettiğinde yalnızca mutlu olmaz; beyni, eş zamanlı olarak güven duygusunu da kaydeder.
Bu kayıt, çocuğun dünyayı nasıl algılayacağını ve bu algıyı hangi çerçeveden yöneteceğini belirleyen bir harita gibidir. Çünkü beyin, kendini güvende hissettiği anda gelişmeye başlar.
Nörobilimsel açıdan baktığımızda, çocukluk döneminde sevgiyle kurulan ilişkilerin beynin duygu düzenleme merkezlerini güçlendirdiğini görürüz. Özellikle prefrontal korteks, güvenin değerlendirilmesi, düzenlenmesi ve sürdürülmesinde merkezi bir rol oynar; ancak bu bölge yalnızca güvenli bir ortamda aktifleşir.
Bu da çocuğun kendini ifade edebilmesini, duygularını tanıyabilmesini ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesini sağlar.
Güvenin olmadığı yerde ise beyin gelişmek yerine korunmayı seçer. Sürekli eleştirilen, duyulmadığını hisseden ya da sevgiyi koşullu yaşayan bir çocuk için dünya güvenli bir yer olmaktan çıkar.
PEKİ, BİR ÇOCUĞA GÜVENİ NASIL SAĞLARIZ?
Bir çocuğa güven vermek; onu her an mutlu etmek, her istediğini karşılamak ya da hiç hata yapmamak değildir.
Güven, büyük jestlerle değil; küçük ama tutarlı temaslarla oluşur.
Bir çocuk sevildiğini en çok şu anlarda hisseder:
• Ağladığında susturulmak değil, görülmek ister.
“Abartıyorsun” yerine “Zorlandığını görüyorum” cümlesi, o an bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu güven duygusunu besler.
• Yanlış yapabilir, öfkelenebilir, hata yapabilir.
Ancak sevginin bu davranışlara göre değişmediğini bilmek, bir çocuk için temel bir ihtiyaçtır.
• Tutarlı tepkilerle karşılaşmak, çocuğa şu mesajı verir:
“Burada ne olacağını biliyorum.”
Yani bugün izin verilen bir davranışın yarın cezaya dönüşmediği bir ilişki.
Tüm bunlar, çocuğun beyninde güveni besleyen temel temaslardır.
PEKİ YA BU TEMASLAR OLMADIĞINDA?
Güvenin, sevginin ve samimiyetin olmadığı bir ilişkide çocuk bunu kelimelerle anlatmaz.
Eksik kalan duygularını davranışlarıyla konuşur.
• Bazen susar.
Çünkü konuşmanın bir karşılığı olmadığını öğrenmiştir.
• Bazen öfkelenir.
Çünkü anlaşılmak için sesini yükseltmek zorunda kalmıştır.
• Bazen de herkese uyum sağlar.
Çünkü sevgiyi kaybetmemek için kendinden vazgeçmeyi erken yaşta öğrenmiştir.
Bu değişimler bir anda olmaz.
Sessizce, yavaş yavaş yerleşir.
Bugün bir çocuğun hayatındaki her şeyi değiştiremeyebiliriz.
Ama onun beynine şu cümleyi yazabiliriz:
“Buradasın ve güvendesin.”
Psk. Aslıhan Atalan

