DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) ve anksiyete toplumda oldukça yaygın görülen rahatsızlıklardır. DEHB çocukluk çağında başlayan ve yetişkinlikte de devam eden, üç alt tipi olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Birinci tip sadece dikkat eksikliği, ikinci tip sadece hiperaktivitenin eşlik ettiği ve üçüncü tip ise hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivitenin dürtüselliğin beraber olduğu tiptir.
Kaygı yani anksiyete ise bireylerin özellikle gelecekle ilgili olumsuz düşüncelerinden kaynaklanır. ‘ya başaramazsam, ya yapamazsam, ya olmazsa…’ geleceğe yönelik olumsuz düşünceler bireyde bir takım semptomların gelişmesine sebebiyet verir. Ellerin titremesi, ellerin terlemesi, taşikardi, terleme, kalp atış hızının hızlanması, göğüs sıkışması, her an tetikte hissetme çok yaygın belirtiler arasındadır.
DEHB’li bireylerin günlük işlerde yaşadığı zorluklar kaygıyı tetikleyebilir. DEHB’in en yaygın belirtisi olan unutkanlık ve görevleri yerine getirmede güçlük yaşama günlük hayatta kaygıyı tetikleyebilir. Direkt kaygıya neden olmasa da DEHB bireyin stresini ve kontrolünü etkileyebilir, bu da kaygıyı doğrudan artırır. Buna ek olarak, tedavi edilmemiş DEHB, bireyi başarısızlık ve yetersizlik duygularıyla karşı karşıya bırakabilir. Bu durum da bireyin başarısızlığa dayalı kaygı hissetmesine ve özgüvenin zedelenmesine neden olmaktadır.
DEHB ve anksiyete sıklıkla birlikte gözlemlenir. %50 komorbidite bandında DEHB olan bireylerin anksiyete yaşadığı tespit edilmiştir. İki rahatsızlığın bir arada olması ve birbirinden etkilenmesi durumuna ‘komorbidite’ denir. Dolayısıyla anksiyete ve DEHB birbirinden etkilenen ve eş tanılı olan rahatsızlıklardır. İkisinin bir arada bireyde olması hem iş ya da okul hayatında hem de sosyal hayatında problemlere yol açmaktadır.
Anksiyete DEHB’i, DEHB anksiyeteyi tetikleyebilir. Birey kaygılı olduğunda da dikkat dağınıklığı, organizasyon güçlüğü yaşayabilir. DEHB ve kaygı birada olduğunda bireyde sürekli kontrol ve düzen ihtiyacı olabilir. Bu da bireyde devam eden ‘kontrolcülük’ davranışlarını arttırabilir. Kişi gerekmediği noktalarda da kendini kontrol etmeye başlayabilir bu da stresi, yorgunluğu ve özel hayattaki güçlükleri beraberinde getirebilir.
DEHB ve kaygı tedavisinde psikoterapinin etkisi oldukça yüksektir. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ekolü ile bireyin olumsuz düşüncelerini nasıl olumlu tarafa yönlendirebileceği, mindfulness çalışmalarıyla desteklenen kaygıyı yönetme teknikleri oldukça etkilidir.
Bireyin olabildiğince kaygıyı ve stresi yönetebilme becerileri hedef alınır. Özellikle bireyin günlük hayatını etkileyen noktalar konusunda birey desteklenir. Buna ek olarak tabi ki hem DEHB hem de anksiyete tedavisinde ilaç kullanımı gerekebilmektedir. Özellikle DEHB ilaç ve psikoterapinin birlikte yürütülmesiyle olumlu sonuç getirir. Kaygı da ise bazı durumlarda antidepresanlara ihtiyaç duyulabilir. Tedavilere ek olarak sosyal çevrenin özellikle ailenin tedaviye olan desteği oldukça önemlidir. Sosyal çevresinden desteklenen bireylerin tedavisi daha hızlı ilerlemektedir.
Psk. Sude Süzer Çivitci

