Erteleme, neredeyse hepimizin yaşadığı evrensel bir deneyimdir.
Özellikle ertelediğimiz şey aslında çok da gerekli ve acil olmayan, keyfi olarak yaptığımız bir şeyse, “Ben zaten bunu bir gün yapacağım, çok da acelesi yok” demekten kendimizi alıkoyamadığımız pek çok durum olmuştur. Ama o “bir gün” bir türlü gelmez…
Bazılarımız için ertelemek çok ciddi bir mesele değildir. Bugünün işini yarına bıraktığımız zamanlar, genele baktığımızda aslında az değildir. Bazen çok yoğun çalışır, bazen gün boyu tembellik yapar ve yapmamız gereken işleri “Zaten yarın da yapabilirim” diyerek erteleriz.
Fakat bazılarımız için alışkanlık haline gelen erteleme davranışı, günlük hayatın kalitesini oldukça olumsuz etkiler.
Peki Gerçekten Tembel Miyiz, Yoksa Ertelemenin Altında Daha Derin Bir Şey Mi Var?
Erteleme davranışı çoğu zaman zamanı doğru yönetememekten kaynaklanan bir problem gibi düşünülse de, aslında duyguları yönetmekte yaşanan zorlukların bir sonucu olabilir. Bu davranış, beynin stresten kaçma yöntemi olarak ortaya çıkar.
Eğer yapılacak iş; kaygı, yetersizlik hissi, sıkılma ya da başarısız olma korkusu gibi zor duyguları tetikliyorsa, zihnimiz bizi bu duygulardan korumak için işi “şimdilik” erteler.
Yani erteleme kısa vadede bir rahatlama sağlar. Uzun vadede ise suçluluk ve stres döngüsünü besler.
Özellikle mükemmeliyetçi kişilerin yüksek standartları, her işi kusursuz yapma isteği, yapılacak işlere gerekenden fazla zaman ayırmaya neden olabilir. Bu da motivasyonun düşmesiyle sonuçlanır ve erteleme davranışını tetikleyebilir.
“Ya başarısız olursam?” düşüncesi devreye girdiğinde ise hiç başlamamak daha güvenli bir seçenek gibi hissedilir. Böylece kişi, sonucu erteleyerek kendini de koruduğunu düşünür. Başarısız olma ihtimali bir süreliğine ortadan kalksa da, bu rahatlama zamanla yerini daha yoğun bir kaygıya bırakır.
Erteleme sadece fiziksel görevlerde değil, içsel çatışmalarda da ortaya çıkar. Bazı duygularla yüzleşmemek, o duyguların hissettirdiklerinden kaçmaya çalışmak da bir tür ertelemedir. Zihnimiz, tehdit olarak algıladığı her duyguyu tıpkı zor bir görev gibi erteler.
Bu yönüyle erteleme bir zayıflık değil; öğrenilmiş bir baş etme ve kendini koruma biçimidir. Ancak bu strateji uzun süre devam ettiğinde, kişi kendisiyle temasını yavaş yavaş kaybedebilir.
Neler Yapabiliriz?
Öncelikle ertelediğimiz şeyi neden ertelediğimizi sorgulamakla başlayabiliriz. Bu erteleme davranışı bizim için neye hizmet ediyor?
Bu soruların cevaplarını ararken, ertelemenin insani bir davranış olduğunu; zaman zaman bizi rahatlattığını, zaman zaman işimizi gördüğünü ve hayatın içinde karşımıza çıkabildiğini kabul etmek ilk adımdır.
Daha sonra bu davranışın sosyal, profesyonel ve günlük yaşantımızda nerelerde zorluk yarattığını fark edebiliriz. Böylece ertelemenin sadece bir alışkanlık değil, bizi korumaya çalışan bir baş etme biçimi olduğunu görürüz.
İşte bu farkındalık, “Neden erteliyorum?” sorusunu “Peki ne yapabilirim?” sorusuna dönüştüren noktadır.
Ulaşılması zor hedefler belirlemek yerine daha gerçekçi hedefler koymak ve küçük adımlar atmak, ertelemeyi ve iş yükünü hafifletir. Şu an için başa çıkabileceğimiz parçalarla ilerlemek, kendimizi daha güvende hissetmemizi sağlar.
Aynı zamanda net ama gerçekçi bir zaman aralığı belirlemek; hem yapılacak işi hem de zamanı daha somut hale getirir. Böylece dikkatimizi daha rahat toparlayabilir ve hedefe daha kolay ulaşabiliriz.
Bir işin başına oturduğumuzda kendimizi saatlerce zorlamamak, gereğinden fazla yorulmamak ve zamanı daha verimli kullanmak için zaman yönetimi tekniklerinden faydalanabiliriz. Bu da erteleme döngüsünü daha yönetilebilir hale getirir.
Çevremizdeki kişilerden yardım almak, zorlayıcı süreçlerde yükümüzü hafifletir. Gerektiğinde destek istemekten çekinmemeli, bazı işleri birlikte yürütmeyi göze alabilmeliyiz.
Ve belki de en önemlisi; her ertelenen işin altında yatan ihtiyacı görmeye çalışmaktır. Dinlenmeye mi, desteklenmeye mi, sınır koymaya mı ihtiyacımız var?
Belki de ertelediğimiz şeyler sandığımız kadar sadece “halledilmesi gereken işler” değildir. Erteleme bazen bir uyarıcıdır; durup kendimize bakmamız gerektiğini hatırlatır.
Her ertelenen işin ardında görülmek isteyen bir duygu vardır. O duyguya biraz alan açtığımızda, işlerin de yavaş yavaş yerli yerine oturduğunu fark ederiz.
Unutmayalım: Kendimize nazik olmaya başladığımız an, “başlamanın” ilk halidir.
Psk. Melisa Engin

