Bir çocuk dünyaya geldiğinde ilk ihtiyacı beslenmek değildir; görülmektir. O bebek büyüdüğü sürece bir yetişkinin gözünde, yüz ifadesinde, ses tonunda kendi varlığının yansımasını arar. “Buradasın, beni görüyorsun” hissi, çocuğun benlik gelişiminin görünmez temelidir. Ama bazı çocuklar büyürken görünmezliğin içinde kaybolurlar. Sesleri duyulur ama anlaşılmaz. Ebeveyn meşguldür, yorgundur, kendi duygusal yüküyle boğuluyordur. Çocuğun kaygısı, öfkesi veya sessizliği ise bir davranış olarak değerlendirilir; bir mesaj olarak değildir.
Görülmeyen çocukların ortak bir özelliği vardır: Dışarıdan bakıldığında davranışları “aşırı” ya da “çok olgun” görünür. Aşırı kaygılı olabilir, sürekli saklanabilir, aynı oyunu tekrar tekrar oynayabilir, komik şeylerle ilgi toplamaya çalışabilir. Oysa bunların hiçbiri tuhaflık değildir; hepsi birer yardım çağrısıdır.
Bir çocuğun kendini görünmez hissetmesi, çoğu zaman ebeveynin kötü niyetinden değil, kendi yaralarından kaynaklanır. Kendi çocukluğunda görülmemiş olan yetişkin, kendi çocuğunu da farkında olmadan aynı duygusal boşluğa bırakabilir. Çünkü insan, tanımadığı bir duyguyu veremez.
Görülmeyen çocuklar büyüdüklerinde bile bu yarayı taşırlar. Onay arayan yetişkinlere dönüşürler; eleştiriye aşırı duyarlıdırlar, ilişkilerde sürekli terk edilme korkusu yaşarlar.
Çünkü çocukken öğrenmişlerdir: “Görülmezsem yok olurum.”
Peki bir çocuk gerçekten nasıl görünür?
Sadece yanında durarak değil, onun dünyasına eğilerek. “Bu davranış rahatsız edici, yapma.” demek yerine, “Bu davranış bana ne anlatmak istiyor?” diye sorarak. Yargılamak yerine merak ederek. Öğüt vermek yerine tanıklık ederek.
Bir çocuğun görülmesi, onun değişmesini sağlamakla ilgili değildir. Görmek, varlığını onaylamaktır. Onun duygularını ciddiye almak, yaşına bakmadan iç dünyasını anlamaya çalışmaktır.
Her çocuk fark edilmek ister. Ama bazı çocuklar, görünmez kaldıklarını belli etmek için daha yüksek sesle çırpınır. Davranışları tam da bu yüzden “fazla”dır. Ama mesele davranışta değil; görünür olma mücadelesindedir. Çocuğu görmek, aslında kendimizi de görmektir. Çünkü onun ihtiyaçları, bizim eksiklerimizi açığa çıkarır. Belki de önce kendimize dürüstçe bakmamız gerekir:
“Ben kendi çocukluğumda neyi göremedim ki, şimdi bu çocuğun bakışında kendimi kaybediyorum?”
Gerçek iyileşme, iki neslin birden görünür olmasıyla başlar. Görüldüğünüz, kendinizi gördüğünüz yerler bulmanız dileğiyle. Sevgiler
Psk. Dan. Mizgin Yarbatak

