8 Mart Dünya Kadınlar Günü Üzerine
"İyi kadın" olmak, çoğu zaman fark edilmeden öğrenilen bir roldür. Küçük yaşlarda başlar; sessiz olmak, anlayışlı olmak, uyumlu olmak. Büyüklerin yükünü hafifletmek, sorun çıkarmamak. Kırılmak yerine idare etmek. Öfkelenmek yerine susmak.
Zamanla bu özellikler bir parçamızmış gibi taşınmaya başlanır. Oysa çoğu, sevilmenin ön koşulu olarak öğrenilmiştir. Sevilmek için "iyi olmak" gerekir. Kabul görmek için fazla olmamak gerekir. Kalınması istenen bir yerde kalabilmek için ise taşmamak gerekir.
Türkiye'de "iyi kadın" olmak yalnızca kişisel bir mesele değil, kültürel bir beklentidir. Sessizce devralınan, nesilden nesile aktarılan bir rol. Kız çocukları ev içinde daha erken sorumluluk üstlenir; duygusal yükleri daha erken taşımayı öğrenir. "Abla sensin, idare et" cümlesi basit bir kalıp gibi görünse de aslında bir kimlik inşasıdır. Küçük yaşta başlayan bu idare etme hali, yetişkinlikte ilişkileri, evliliği, anneliği, hatta iş hayatını biçimlendirir.
Türk toplumunda kadın, çoğu zaman ailenin duygusal düzenleyicisi konumundadır. Evde huzur varsa bu kadının başarısı sayılır; gerilim varsa yine kadının başarısızlığı. Bir şey eksikse tamamlaması beklenir; bir şey taşarsa toparlaması. Fedakarlık neredeyse doğuştan gelen bir özellikmiş gibi normalleştirilir, görünmez kılınır.
Çalışan kadın için yük ikiye katlanır. Hem üretken hem şefkatli, hem başarılı hem mütevazı, hem güçlü hem yumuşak olması beklenir. İş hayatında kendini kanıtlaması gerekir; evde ise "aksatmaması." Bu çift yönlü baskı, çoğu zaman görünmez bir tükenmişlik yaratır. Ama tükenmişlik bile dile getirilmez; çünkü "iyi kadın şikayet etmez."
Toplum son yıllarda bu role yeni bir katman daha ekledi: güçlü kadın. Güçlü olmak, dayanıklı olmak, her şeyi tek başına başarabilmek. Kulağa özgürleştirici geliyor; oysa çoğu zaman öyle değil. Çünkü sürekli ayakta kalmak zorunda olmak, aslında yaslanacak bir yer bulamamaktır. "Güçlü kadın" imgesi, yeni bir beklenti kalıbına dönüştüğünde, kırılganlığı için alan bulamayan, yorulduğunu itiraf etmeye bile izin veremeyen kadınlar ortaya çıkıyor.
Gerçek olmak, bazen kırılgan olmaktır.
İyi kadın rolü gerçekliğimizi ne kadar kapsar? Gerçek olmak bazen kırılgan olmaktır. Bazen yorulduğunu kabul etmektir. Bazen öfkeyi bastırmak yerine fark etmektir. Bazen de sevilmek uğruna küçülmemektir. Psikoloji bize şunu söylüyor: "iyi olmak" herkes için sürdürülebilir bir performansa dönüştüğünde, benlik yavaş yavaş kaybolur. Sürekli uyum sağlayan bir benlik, zamanla kendi ihtiyaçlarını duyamaz hale gelir. Başkalarının ihtiyaçlarına bu denli duyarlı olmak, kendi sesine sağır olmayı öğrenmekle ödenmiş bir bedeldir.
8 Mart, kadınların gücünü kutlamanın ötesinde, üzerlerine yüklenen görünmez rolleri de düşünmek için bir fırsat. Fedakarlığın otomatik bir zorunluluk olmadığını, sınır koymanın bencillik olmadığını, kırılganlığın zayıflık olmadığını hatırlamak için.
Çünkü sevilmek için kusursuz olmak gerekmez. Ve iyi olmak, her zaman kendinden vazgeçmek anlamına gelmez.
Psk. Zeynep Alaca

