Dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte bilgi edinmenin, eğlenmenin ve iletişim kurmanın farklı biçimleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de kısa video formatlarının artmasıdır. Birçok platformda yayınlanan hızlı ve kısa içerik videoları, bireylerin günlük yaşantılarında uzun süreli odaklanmalarına engel olmaktadır. Çoğu zaman odaklanma problemi fark edilmemekte ya da geç fark edilmektedir. Çünkü birey bu içerikleri sadece eğlenmek, vakit geçirmek ya da bilgilenmek için izlediğini düşünmektedir. Algısının yüzeyselleştiğini ve geçici haz için bu videolara ihtiyaç duyduğunu bazı durumlarda fark edemeyebilir.
Kısa video içerikleri zamanla algıyı hızlandırılmış uyaranlara alıştırır. Ancak bu uyaranlar kalıcı bir anlam üretmez. Bu video içeriklerinin algoritmik yapısı, dopamin salınımını sürekli tetikleyen bir döngüye girilmesine sebep olmaktadır. Bu durum zamanla algının yeni ve hızlı olana şartlanmasına, yavaş ve derin içeriklerin sıkıcı gelmesine, zihinsel sabırsızlığın normalleşmesine yol açmaktadır. Zamanla bireylerin algısı artık kendi tercihleriyle değil, algoritmik yönlendirmelerle şekillenmeye başlamaktadır.
Kısa video platformları bireylerin ne izleyeceğini, ne kadar süre dikkatini vereceğini ve hangi içeriklerin “önemli” olduğunu belirlemeye başlamaktadır. Böylece bireyin algısal tercihleri, özgür iradeden ziyade platformların sunduğu içerik akışları doğrultusunda biçimlenebilmektedir. Bu yaşanan durumlar yüksek sesli bir zarara sebep olmadığı için fark edilmeden, yavaş bir şekilde ilerler ve zamanla normalleşir. Bireyler dikkat sürelerinin kısaldığını fark etmez, algısının yüzeyselleştiğini sorgulamaz ve odaklanma sorununu kişisel bir problem zanneder.
Kısa videolar dikkat ve algıyı sessiz, kademeli ve fark edilmeden dönüştürür. Bu durum bireylerin derin düşünme, odaklanma ve anlamlı algı kurma kapasitesini zayıflatmaktadır. Kısa video formatlarının tamamen ortadan kaldırılması, günümüz dijital çağında çok mümkün değildir. Bu nedenle çözüm, tamamen ortadan kaldırmak değil; bireyin dikkat ve algı süreçlerini yeniden güçlendirmeye yardımcı olan çok katmanlı yaklaşımlardan geçmektedir.
Başa çıkmanın ilk adımı, dikkat kaybının kişisel bir zayıflık değil, dijital ortamın bir sonucu olduğunun fark edilmesidir. Birey bu durumu fark ettiğinde kendisini suçlamak yerine, bilinçli bir şekilde nasıl kontrol edebileceğini bulmaya çalışacaktır. Dikkatinin nasıl dağıldığını, hangi durumlarda odaklanmasının zorlaştığını fark ettiğinde algısal farkındalık oluşmaya başlayacaktır.
Bir diğer başa çıkma stratejisi olan yavaşlatılmış bilişsel pratikler, dikkat ve algı süreci için etkili yöntemlerdir. Uzun metinler okumak, kesintisiz film izlemek, derinlemesine dinlemek ya da uzun süreli düşünme gerektiren etkinlikler yapmak, dikkat kaslarını yeniden güçlendirmeye başlayacaktır. Buradaki amaç hızlı içerikleri tamamen bırakmak değil, yavaş ve derin içeriklere de alan açmaktır.
Algoritmaların dikkat üzerindeki etkisi tamamen ortadan kaldırılamasa da sınırlandırılabilir. Önemsiz bildirimlerin kapatılması, kısa video platformlarında geçirilen sürenin kontrollü olarak azaltılması ve pasif kaydırma davranışının fark edilerek durdurulması, algının yeniden özerklik kazanmasına yardımcı olur. Aynı zamanda dijital okuryazarlığın geliştirilmesi de oldukça önemlidir. Algoritmaların nasıl çalıştığı, dikkatin nasıl yönlendirildiği ve içeriğin hangi amaçlarla sunulduğunu anlayabilme kapasitesi geliştikçe, birey algısal mesafe kurabilir. Bu mesafe, içeriği tamamen yok saymasa da onunla arasına sağlıklı bir sınır koymasına yardımcı olur.
Son olarak, yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde eğitici müdahalelerin yapılması da önemlidir. Eğitim kurumlarında dikkat, odaklanma ve dijital farkındalık konularının ele alınması, genç bireylerin hız kültürü karşısında savunmasız kalmasını engelleyebilir. Toplumsal düzeyde ise dijital platformların sorumluluğuna yönelik etik tartışmaların ve düzenlemelerin güçlendirilmesi, gerektiği yerde sınırlandırmaların yapılması bu durumlarla başa çıkmada etkili olabilir.
Psk. Fatma İdil Kaya

