Bir çocuğun dünyası, ebeveynin iç dünyasıyla oluşmaya başlar. Kendimizi ne kadar güvende hissediyorsak o kadar güven verebiliriz; ne kadar özgür hissediyorsak o kadar özgürlük tanıyabiliriz. Bu yüzden ebeveynlik, çocuğu büyütmekten ziyade kendimizi görmek ve tanımakla ilgilidir. Çünkü ebeveyn olmadan önce benim bir kimliğim, bir cinsiyetim, bir ismim vardı; hala var.
Birçok ebeveyn, çocuğu dünyaya köklensin diye farklı yollar dener: sevgiyle, ilgiyle ya da kontrolle.
Bazen de o kökün kaynağı ebeveynin kendi korkusudur.
“Ya başarısız olursa?”, “Ya üzülürse?”, “Ya benden uzaklaşırsa?”
Bu korkular çocuğun derinlerine sızar.
Böyle olduğunda çocuğun kökleri dünyaya yayılmaz; aksine toprağı daralır, küçücük bir alanda hayatta kalmaya çalışır.
Baktığı tek yer şunlar olur:
“Annem üzgün mü şimdi?”,
“Burası güvenli mi?”,
“Babam ne diyecek, benimle gurur duyacak mı?”
Bu düşünceler çocuğun odağını kendi benliğinden uzaklaştırır ve ebeveynine yöneltir.
Diğer tarafta özgürlüğü yanlış anlayan ebeveynler vardır:
“Ben çocuğuma karışmam, kendi yolunu bulsun, hata yaparak öğrensin.” derler.
Fakat sınırsızlık özerklik değildir.
Çocuk, bizim rehberliğimiz olmadan yolunu bulamaz.
Bu durum, yüzme bilmeyen birini denize fırlatmaya benzer. Sınırsızlık çocuğu görünmez kılar; oysa çocuk, ancak görüldüğünde gerçekten özgür olur. Çünkü görülmek, çocuğun var olduğunu hissetmesinin ilk biçimidir.
Yeterince iyi ebeveynlik, bu iki kutbun arasındaki çizgide saklıdır.
Ne tamamen sahiplenmek, ne de tamamen bırakmak.
Kılavuzluk etmek ama ne kadar ilerleyeceğine karar vermesine izin vermek.
Orada olmak; iç içe geçmeden, fazla uzağa gitmeden.
Bir çocuğun köklerinden aldığı cesaretle kanatlanabilmesi için önce kendi köklerimize, nelerden beslendiğimize bakmamız gerekir.
Bırakabilmek için güven duymak; güvenebilmek için geçmişteki kırılmalarımızı tanımak gerekir.
Çünkü çocuk, ebeveynin bilinçdışını sezgisel olarak okur.
Çocuğun iç sesi, bizim bastırdığımız cümlelerle yankılanır.
Belki de mesele, çocuğa kök ve kanat vermekten çok, kendi köksüzlüğümüzle ve uçma korkumuzla yüzleşmektir.
Çocuk bizi büyütür; biz onunla kendi çocukluğumuza döneriz.
Ve o zaman anlarız: Ebeveynlik, çocuğu değil, kendimizi iyileştirme yolculuğudur.