Hepimizin çocuklukta öğrendiği görünmez bir dil var: Bağlanma Dili. Daha minicikken annemizden, babamızdan ya da bakım veren her kimse ondan öğreniyoruz.
O dil, büyüdüğümüzde nasıl seveceğimizi, nasıl güveneceğimizi, hatta ayrılıklara nasıl dayanacağımızı belirliyor.
Yani aslında ilişkilerde yaşadığımız çoğu şey, sandığımızdan çok daha erken yaşlarda şekilleniyor.
Her biri, hayata ve ilişkilere bambaşka bir gözlükle bakmamıza neden oluyor.
Gelin, biraz yakından bakalım.
1. Güvenli Bağlanma: “Sen yanımdasın, ben güvendeyim.”
Güvenli bağlanan kişiler ilişkilerde dengeyi yakalayabiliyor. Sevilmeye değer olduklarını ve ihtiyaç duyduklarında karşısındakinin yanında olacağını hissediyorlar.
İletişimleri daha açık, çatışmaları daha yapıcı oluyor.
Bunu şöyle düşünebilirsiniz:
Çocukken ağladığınızda biri sizi sakinleştirdiyse, büyüdüğünüzde de sevgiye güvenle tutunabiliyorsunuz.
2. Kaygılı Bağlanma: “Ya giderse?”
Kaygılı bağlanan kişiler için sevgi çok değerli ama bir o kadar da kırılgandır.
“Acaba beni gerçekten seviyor mu?”, “Ya terk ederse?” gibi sorular akıllarından çıkmaz.
İlişkilerde sık sık onay ve güvence arayabilirler.
Aslında bu kaygı, çocukken bazen ihtiyaçların karşılanmış, bazen karşılanmamış olmasından doğar.
O belirsizlik, yetişkinlikte de “hep tetikte olma” haline dönüşür.
3. Kaçıngan Bağlanma: “Yakınlık güzel ama fazla olmasın.”
Kaçıngan bağlanan kişiler ilişkilerde fazla yakınlaşmaktan çekinirler.
İçlerinde sevgi ihtiyacı olsa da bunu bastırabilir, “bağımlı olmak istemem” diyebilirler.
Çocukken duygularını gösterdiklerinde karşılık bulmamış ya da görmezden gelinmiş olabilirler.
Bu yüzden büyüdüklerinde “kimseye ihtiyaç duymam” zırhıyla dolaşabilirler.
Ama aslında o zırh, içlerinde taşıdıkları incinme korkusunun bir yansımasıdır.
4. Dağınık (Karmaşık) Bağlanma: “Hem isterim hem korkarım.”
Bu stil biraz karmaşıktır.
Bazen yakınlık çok çekici gelirken aynı anda korkutucu da olabilir.
Bu kişiler sevgiye yaklaşmak isterken birden geri çekilebilirler.
Çocuklukta güvenli bir bağ kurulamaması, hatta travmalar bu stili besleyebilir.
Yetişkinlikte “bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda” bir hal gibi düşünebilirsiniz.
Bağlanma Stilimiz Değişebilir mi?
İlginç olan şu ki, kimse doğuştan kaygılı, kaçıngan ya da dağınık değildir.
Hepimiz öğreniyoruz.
Ve en güzeli, öğrendiğimiz şeyi yeniden öğrenmemiz mümkün.
Yani kaygılıysanız daha güvenli bir bağ kurmayı;
kaçıngansanız duygularınızı açmayı;
dağınıksanız istikrarlı yakınlığı deneyimlemeyi zamanla öğrenebilirsiniz.
Terapi, sağlıklı ilişkiler ve farkındalık bu süreçte güçlü desteklerdir.
Küçük Bir Kendine Bakış
Şunu sorabilirsiniz:
İlişkilerde kendimi sürekli kaygılı hissediyor muyum?
Yakınlıktan korkuyor muyum?
Yoksa sevilmeye değer olduğuma güveniyor muyum?
Bu soruların yanıtları, sizin bağlanma stilinize dair ipuçları verir.
Ama bu bir “etiket” değildir; sadece kendinizi daha iyi anlamanız için bir pusuladır.
Sevgi aslında öğrenilen bir şeydir.
Ve iyi haber şu: hangi bağlanma stiline sahip olursak olalım, değişim mümkün.
Çünkü her ilişki, yeniden güvenmeyi, yakın olmayı ve sevilmeyi deneyimlemek için bir fırsattır.
Psk. Duygu Müneviz

