Terapiye Gelen Güçlü Kadınlar: Dayanıklılığın Görünmeyen Psikolojik Yükü

09.01.26 07:00 AM

Toplum, güçlü kadınları tanımakta ustadır. Sorumluluk alan, ayakta kalan, kriz anlarında çözüm üreten, çevresine destek olan kadınlar… Ancak bu tanıma genellikle bir şey eklenmez: Bu kadınların da yorulabileceği. Güç, çoğu zaman dayanıklılıkla eş tutulur; kırılganlık ise güçle yan yana anılmaz. Oysa terapi odasına gelen güçlü kadınlar, tam da bu görünmez çelişkinin içinden gelir.

Terapiye başvuran bu kadınlar çoğu zaman “baş edemiyorum” demek yerine, “daha iyi olmak istiyorum” cümlesini kurar. Çünkü güçlü olmak, yardım istemeyi zorlaştıran bir etikete dönüşmüştür. Yıllar boyunca duygularını düzenleyen, başkalarının ihtiyaçlarını fark eden, krizleri yöneten bu kadınlar, kendi içsel dünyalarında biriken yükü çoğu zaman fark etmeyebilir. Ya da fark etseler bile, bunu dile getirmeyi bir zayıflık gibi algılayabilirler.

Klinik gözlemde sıkça karşılaşılan bir durum şudur: Güçlü kadınlar, duygularını bastırmakta değil; yönetmekte ustadır. Ancak duyguları yönetmek ile duygulara temas etmek aynı şey değildir. Bu kadınlar çoğu zaman üzüntüyü “işlevsellik bozulmasın” diye erteler, öfkeyi “uyumsuz görünmemek” için içselleştirir, yorgunluğu ise “geçecek” diyerek normalleştirir. Terapide ilk temas edilen alan, genellikle bu bastırılmış değil ama ertelenmiş duygular olur.

Güçlü kadınların terapiye geliş nedenleri nadiren tek bir olaydır. Daha çok, uzun süredir sürdürülen bir dayanma halinin bedensel ya da ruhsal sinyallerle kendini göstermesiyle başvururlar. Anksiyete, tükenmişlik, ilişki tekrarları, bedensel yakınmalar ya da anlam kaybı hissi bu sinyaller arasındadır. Çoğu zaman dışarıdan bakıldığında “her şey yolunda” görünürken, içeride bir kopukluk hissi vardır. Bu kopukluk, kişinin kendisiyle olan temasının zayıfladığını gösterir.

Terapi sürecinde güçlü kadınlarla çalışırken en önemli noktalardan biri, gücü elinden almak değil; gücün tanımını genişletmektir. Güç yalnızca dayanmak değildir. Durmak, sınır koymak, ihtiyaç ifade etmek ve destek istemek de gücün parçalarıdır. Bu farkındalık, birçok kadın için dönüştürücü bir deneyim olur. Çünkü ilk kez güçlü olmak ile yalnız kalmak arasındaki bağ sorgulanır.

Ayrıca güçlü kadınlar sıklıkla başkaları için alan açmış, ancak kendileri için alan tutmamışlardır. Terapide bu denge yeniden ele alınır. “Herkese yeten ama kendine kalamayan” bu yapı, zamanla kişinin kendine yabancılaşmasına yol açabilir. Terapötik süreç, kadının kendi iç sesini yeniden duymasına ve önceliklerini suçluluk duymadan belirlemesine olanak tanır.

Sonuç olarak terapiye gelen güçlü kadınlar, zayıf oldukları için değil; kendileriyle daha dürüst bir ilişki kurmak istedikleri için gelirler. Bu kadınlar için terapi, gücü bırakmak değil; gücü sürdürülebilir kılmayı öğrenmektir. Çünkü gerçek güç, her zaman ayakta kalmak değil; gerektiğinde yaslanabilmeyi de bilmektir.


Psk. Yağmur Erdal

Share -