Yakınlığın Etiği: Sevgi, Sınırlar ve Duygusal Sorumluluk

04.02.26 07:00 AM

Sevgiye bir duygu değil, bir etik eylemler bütünü olarak bakmak… Başta yabancı gelebilir. Çünkü biz sevgiyi genellikle kendiliğinden yükselen bir duygu olarak anlarız…Hissederiz—evet....Ama hissettiğimiz şey ile ne yaptığımız, ilişkiyi inşa eden asıl malzemedir. Yetişkinlik, duyguya eşlik eden eylemin sorumluluğunu üstlenmektir.

Yakınlık kurmak, dokunmak, sesimizi bir başkasının iç dünyasına taşımak… Bunların hepsi birer etkileşimsel eylemdir ve her eylem gibi etik bir çerçeve ister. Birini sevmek bağırmamak değildir.Onun duygularının ilişki alanına sığabilmesine yer açmaktır.Sessizliğe gömülmek değildir.Kendi sesini gerektiğinde ilişkinin taşıyıcı yapısına koyabilmektir.

Hayatın toz pembe olmadığı anlarda geri çekilmeden birlikte kalabilme kapasitesidir—(işte sevginin yetişkin versiyonu tam burada kendini gösterir.)

Şiddeti genellikle ileri doğru bir eylem olarak algılarız; vurmak, kırmak, söylemek… Oysa bazı şiddet türleri geri çekilerek yapılır. Gözlerinde cevap arayan birine ısrarla kelime vermemek, ilişkiyi askıda tutan o ağır suskunluk…Tıpkı söz gibi, sessizlik de etki yaratır.Yakınlığın etiği, işte buradalarda görünür olur: Sözün ağırlığını ve suskunluğun etkisini birlikte görme noktasında.


Peki Psikoloji Bilimi bize bu konuda neler söylüyor, biraz daha detaylı bir şekilde buraya bakabiliriz.....


1) “Holding Environment” Tutulan Bir İlişkide Büyümek


Psikodinamik kuramın temel kavramlarından biri olan holding environment, bir ilişkide kişinin duygularının “tutulmasını” ifade eder.Tutmak, sahip olmak değildir.

Tutmak, birinin varlığının sende bir yere çarpmasına izin verebilmektir.

Bu “tutma” alanı iki şey ister:

-duygulanıma tolerans,

-karşıdakinin duygusunu kendi bedeninde düzenleyebilme kapasitesi.


Yakınlık kırılgan olduğu için, bu alan hem teması hem ayrılığı taşımayı gerektirir. Ne fazla yakın (içine çekmez),ne fazla uzak (yoksun bırakmaz).Tam da bu yüzden yakınlık, zemin isteyen bir ilişkisel dayanıklılık halidir.


2) Karşılıklılık (Mutual Regulation) – İki Sinir Sisteminin Dansı

Yakınlık, tek yönlü bir temas değildir. İki kişinin sinir sistemleri birbirine dokunur, birbirini düzenler. Buna karşılıklılık denir.Birinin yüz ifadesi, tonu, ritmi diğerinin bedeninde bir şey harekete geçirir. Birinin susması, diğerinin sinir sistemini gerginleştirebilir.Birinin sakinliği, diğerinin içini yumuşatabilir. Yakınlığın etiği, bu karşılıklı düzenlemeyi fark ederek hareket etmeyi içerir. “Ben böyleyim,” diyerek ilişkiyi tek taraflı biçimde bırakamayız; çünkü her hareket—hatta her hareketsizlik—karşı tarafta bir düzenleme veya düzensizlik yaratır.


3) Duygulanım Düzenleme – Sevgi Patlama Değil Taşıma Kapasitesidir

Sevgi bir duygudan çok, bir duygulanım düzenleme biçimidir.Yani sevgi: “Ne hissettiğim” değil, hisle sürdürebildiğim ilişki kapasitesidir. Bir ilişkide duygular yükselir, düşer, karmaşıklaşır. Yakınlık ise:o duyguyu içeride tutma,taşıma,gerektiğinde yumuşatma,gerektiğinde sınırla koruma kapasitesidir.Bu yüzden sevgi bir patlama değildir; patlamayı tutabilen zemin olabilmektir.


4) Sınırlar – Birlikteyken Ayrı Kalabilme Sanatı

Gerçek yakınlık, iki kişinin birbirinin içine erimesi değildir. Aksine, iki kişinin birbirinin yanında ayrı birer varlık olarak kalabilmesidir. Yakınlık:Seninle var olurum; ama kendi varlığımı kaybetmeden.Bu hem temas hem ayrılık kapasitesidir. Temas olmadan ilişki olmaz; ayrılık olmadan da birey hayatta kalamaz. Yakınlığın etiği, işte tam bu ince alanı korur.


Sevgi zannettiğimiz şiddet türlerine maruz kalmamamız, böylesi ilişkiler kurduğumuzda içerisinden çıkma gücünü bulabilmemiz için yolumuza aydınlatıcı olmasını dilediğim bir konu seçtim bu ay için.,. Umarım sizler içinde anlamlı bir yerlere dokunur....



Psk. Yeşim Yılan

Share -