Yalnızlık ve Tek Başına Olmak: Aradaki Ruhsal Fark Nedir?

17.12.25 07:00 AM

Günlük yaşantımızda sıkça yalnız olmak ve tek başına olmak, cümlelerimize eşlik eder. Oysa bu iki deneyimin de ruhsal içeriği birbirinden oldukça farklıdırYalnızlık, yalnız olma hissi, fiziksel bir yoksulluğun ötesinde bireyin iç dünyasında onu gören, kapsayan, anlayan belki hatırlayan biri, hiç yokmuş gibi hissetmesidir.

 Aslında kişinin etrafında, hayatında kaç kişi olduğuyla eş değer bir durum değildir. Bireyin zihninde anlam yüklediği birinin hayatındaki varlığının olup olmadığıyla ilgilidir.

Mesela bazen şu cümleleri kurarken buluruz kendimizi:  “şu an yanımda olamasa da desteğini hissedebiliyorum”, “Onun var olduğunu bilmek beni rahatlatıyor”, “Biliyorum ki benim için güzel şeyler umuyor” vb… Bu cümleler; güvende hissettiren, fiziksel bir varlığın ötesinde bireyin yalnız olmadığını, desteği ve dayanağı ruhsal dünya içerisinde de tatmin edici şekilde yaşayabilmenin mümkün olabildiğini hatırlatır. Bu deneyimi görünür kılma becerisi de aslında geçmiş yaşantılarımızla oldukça bağlantılıdır.

Yaşamın ilk yıllarında bakım veren ile kurulan ilişkide bakım veren bebeği, çocuğu yeterince kapsayabildiğinde, (ihtiyaçların, duygusal tepkilerin yeterince karşılanması) çocuk zamanla içerisinde ona eşlik eden olumlu içsel temsiller geliştirir. Ve bilir ki; “beni şu an düşünen, önemseyen biri var”. Dünyayla kurduğumuz ilk ilişkide bu güvenin sağlanıyor olması; hem bireyin özdeğeri hem de yaşamında ve iç dünyasında ben de varımı ortaya koyabilmesi açısından oldukça değerlidir. Bu ilk ilişki yeterince sağlam ve sağlıklı kurulamadığında terk edilmişlik, boşluk, değersizlik, görülmeme gibi daha acı veren hisler oluşabilmektedir. İşte bu yalnızlığa yaklaştığımız ve onu deneyimlediğimiz bir süreçtir. Aynı zamanda ani kayıplar, travma deneyimleri, tutarsız davranışlara maruz kalma gibi süreçler de bireyin iç dünyasında hem bağlanma hem de yalnız kalmayla ilgili düşünceleri yerleşik kalıba sokabilmektedir. Masaların dolu olması, sosyal yaşamımızın çok aktif olması, sosyal medyada takipçi sayımızın çok yüksek olması yalnızlık hissinin yerini alan, onu yok eden bir karşılık değildir.

“Tek başıma kalmak” ifadesi ise; yalnızlığı kapsayan ruhsal acı çekme, bir seçim yapma durumu olmaksızın, değersiz ve görülmemezlik halinden farklı olarak, bireyin iç dünyasında öteki ya da ötekiler bulunurken; fiziksel olarak tek kalmayı, tek başına olma deneyimini yaşadığını ifade eder. Örneğin; evde tek yaşıyorsak ve kendimize özenle bir yemek hazırladıysak bundan çok memnun olup kendimizi şımarttığımızı düşündüğümüz anlar olabilir ya da sevdiğimiz bir kahve dükkanına tek başına gitmeyi tercih edip kendimize bir kahve ısmarlamak ve bu deneyimden oldukça keyif alma deneyimi yaşamış olabiliriz. Bakıldığında tek başına olma hali kişinin sosyal, iş vb. yaşamlarındaki işlevselliğini olumsuz etkilemeyecek şekilde sağlıklı dozda deneyimlendiğinde bu bir ayrışma, ötekilerden kopma gibi değil de bireyin kendisine, iç dünyasına, fantezilerine temas edebileceği yollardan biridir. Üretkenliğimiz, kendimize verdiğimiz geri bildirimler, bu tek başına kalma halinin somut çıktılarıdır.

Peki bu ikisinin arasındaki farkı gördük, her ikisini de birlikte ya da ayrı ayrı deneyimliyor olmak tabii ki mümkün. Bu noktada fark edebileceğimiz ve  bizim için belki bazen acı veren yalnızlık hissine karşı, şu an neler yapabiliriz buna bakalım:

*Yalnızlık hissi bazen olmayan bağın acısı, bazen kendimize bile yabancılaşmanın bir sinyali olarak görülebilir. İlk olarak tek başına kaldığında iç dünyana ufak ufak temas etmeye çalışabilirsin. O tarafının, sana söyleceği şeyler belki senin duymakta zorluk yaşayabileceğin şeyler olabilir ancak küçük temaslar ile kendine adım atmış olursun.

*Tek başına olduğunda ya da bu deneyimi yaşamak zorunda kaldığında bunun senin hayatın için kötü bir deneyim olmayabileceğini kendine kanıtlamaya çalışabilirsin. Bu çok kısa bir yürüyüş olabilir, evdeki bir şeyi tamir etmek olabilir, yeni aldığın birkaç mumun kokusuyla beş-on dakika koltukta uzanmak olabilir…

*Bazen tek başına olma ihtiyacı hissetmek bir bencillik değildir. Bunu deneyimlediğinde de ötekileri boşvermiş ya da umursamıyor olmazsın. Ya da illa tek başına olmayı deneyimlemek için kimseye ihtiyaç duymadığın bir dünya inşaa etmene gerek yoktur.

*Dediğim gibi sayıların bir önemi yok önemli olan yaşamdaki ilişkilerin niteliği. Bir insanın bir kişiyle derin bağ kurması ve bunu sürdürmesi, belki on kişiyle derinlik olmadan kurulan bağdan çok daha besleyici ve iyileştiridir. O yüzden her yerde olmanın değil, gerekirse bir yerde gerçek var olmanın peşinden koşabilmek hem yalnızlık hissini azaltabilir hem de tek başına olabilme kapasitesini arttırabilmektedir.

 

Yalnızlık hissi, anormal ya da tehlikeli değildir; onu fark edip, kendine belki küçük ama  iyi gelen anlar yaratmayı ve derin ilişkilerini beslemeyi seçtiğinde, yalnızlık hissi yavaş yavaş yerini, tek başına da var olabilen, bir “ben’e” bırakacaktır.



Psk. Merve Vural

Share -