Duygusal regülasyon, kişinin ortaya çıkan duygularını bastırmadan ya da kontrol etmeye çalışmadan; bu duyguları fark edebilme, isimlendirebilme, tolere edebilme, yatıştırabilme ve ihtiyaca uygun şekilde ifade edebilme becerisidir. Bu beceri, doğuştan gelen bir özellikten çok, çocuklukta bakım verenle kurulan ilişkide öğrenilen bir kapasitedir (Schore, 2001; Mikulincer & Shaver, 2007). Çocuk, yoğun bir duygu yaşarken yalnız bırakılmadığında; duygusu görülüp anlamlandırıldığında ve sakinleştirildiğinde, zamanla bu yatıştırma işlevini içselleştirir. Böylece yetişkinlikte, duygular yükseldiğinde dışarıdan birine ihtiyaç duymadan kendini regüle edebilir. Çocuk, birincil bakım verenlerinden duyguyu nasıl regüle edeceğini öğrenemediğinde ise, yaşadığı bu duyguyla ne yapacağını bilemez; duyguyu anlamlandıramaz, adlandıramaz ve onunla kalabilme kapasitesi geliştiremez. Bu durumda duygu, çocuk için içsel olarak organize edilemeyen ve düzenlenemeyen bir deneyim hâline gelir. Duygusal regülasyonun gelişmediği durumlarda ise duygular ya taşkınlıkla (öfke patlamaları, sabırsızlık, huzursuzluk) ya da kopuklukla (hissizleşme, donukluk, kaçınma) ifade edilir. Bu taşkın ya da kopuk tepkiler içinde en sık ve en görünür olanı ise öfkedir; çünkü regüle edilemeyen duygu çoğu zaman kendine daha “güçlü” ve daha ulaşılabilir bir çıkış yolu arar. Bu anlamda öfke, çoğu zaman birincil bir duygu olmaktan çok ikincil bir duygudur. Altta yatan incinme, değersizlik, utanç ya da çaresizlik gibi daha kırılgan duygular doğrudan temas edilmesi zor deneyimler olduğunda, öfke bu duyguların yerine geçen bir ifade biçimi olarak ortaya çıkar. Bu nedenle öfkenin yüksekliği çoğu zaman altındaki duygunun yoğunluğunu değil, o duyguyla baş etme ve onu regüle edebilme kapasitesinin sınırlılığını işaret eder.
Çocuklukta gelişemeyen duygusal regülasyon kapasitesi, yetişkinlikte çoğu zaman özellikle ilişkisel alanlarda kendini gösterir. Kişi, yoğun bir duygu yaşadığında içsel olarak yatışamadığında, bu regülasyonu farkında olmadan karşısındaki kişiden bekleyebilir. Anlaşılmadığını, görülmediğini ya da duygusuna karşılık bulamadığını hissettiği anlarda ise öfke hızla devreye girebilir. Bu noktada öfke, yalnızca bir duygu değil; aynı zamanda bir iletişim biçimi ve bir baş etme yolu hâline gelir. Kişi, ifade edemediği incinmeyi, koyamadığı sınırı ya da dile getiremediği ihtiyacı öfke aracılığıyla görünür kılmaya çalışır. Bu nedenle yetişkinlikte ortaya çıkan birçok öfke tepkisi, bugüne ait olduğu kadar, geçmişte regüle edilememiş duyguların da izlerini taşır. Öfke çoğu zaman bastırılması, kontrol edilmesi ya da ortadan kaldırılması gereken bir duygu olarak ele alınsa da, çoğu durumda tek başına ortaya çıkan bir problem değildir. Aksine öfke, kişinin temas etmekte zorlandığı daha kırılgan duyguların bir ifadesi olarak ortaya çıkar. Altında incinmişlik, değersizlik, utanç ya da çaresizlik gibi duygular yer aldığında ve bu duygular uzun süre regüle edilemediğinde, öfke daha görünür hâle gelir. Bu anlamda öfke, kötü bir duygu olmaktan çok, yalnız bırakılmış bir duygunun sesi gibidir (Greenberg & Paivio, 1997; Gross, 2015).
Bu nedenle öfkeyle çalışmak, onu susturmaya ya da bastırmaya çalışmak değil; öfkenin ardında kalan duyguyu merak edebilmeyi gerektirir. Öfkenin işaret ettiği duygu fark edilebildiğinde ve bu duyguyla temas kurulabildiğinde, öfke tek çıkış yolu olmaktan çıkar. Tam da bu noktada duygusal regülasyonun öğrenilebilirliği önem kazanır. Çocuklukta yeterince gelişememiş olsa bile, duygusal regülasyon sabit ve değişmez bir kapasite değildir. İnsan sinir sistemi, güvenli ilişkiler içinde yeni düzenleme deneyimlerine açıktır. Yetişkinlikte kurulan ilişkiler ve özellikle terapötik süreç, kişinin duygularla kalabilme, onları anlamlandırabilme ve yatıştırabilme kapasitesini yeniden geliştirebileceği bir alan sunar. Bu süreçte amaç, öfkeyi ortadan kaldırmak değil; öfkenin altında kalan duygularla temas edebilmeyi mümkün kılmaktır. Regülasyon, bastırma yoluyla değil; duyguyu taşıyabilme, anlamlandırabilme ve onunla kalabilme kapasitesi geliştikçe oluşur.
Kaynakça:
Schore, A. N. (2001). Effects of a secure attachment relationship on right brain development, affect regulation, and infant mental health. Infant Mental Health Journal, 22(1–2), 7–66.
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. New York: Guilford Press.
Greenberg, L. S., & Paivio, S. C. (1997). Working with emotions in psychotherapy. New York: Guilford Press.
Gross, J. J. (2015). Emotion regulation: Current status and future prospects. Psychological Inquiry, 26(1), 1–26.
Psk. Beste Ayhan Görgülü

