Yirmi birinci yüzyılın üçüncü on yılına adım atarken, insanlık tarihsel olarak eşine az rastlanır bir “polikriz” (çoklu kriz) silsilesinin içinde konumlanıyor. Tarihçi Adam Tooze ve kuramcı Edgar Morin tarafından kavramsallaştırılan bu durum; iklim krizi, ekonomik istikrarsızlık ve jeopolitik gerilimlerin sadece yan yana gelmesini değil, birbirlerini besleyerek yönetilemez bir bütün oluşturmasını ifade eder. Bir ruh sağlığı profesyoneli olarak gözlemim; bu karmaşık tablonun merkezinde yer alan genç yetişkinlerin, sadece somut bir hayat pahalılığıyla değil, aynı zamanda derin bir “ontolojik güvensizlik” ile mücadele ettiğidir.
Ontolojik Güvensizlik ve Kar Topu Etkisi
Geleneksel psikoloji literatüründe genç yetişkinlik; ekonomik bağımsızlığın kazanıldığı ve uzun vadeli yaşam planlarının yapıldığı bir “inşa” evresidir. Ancak günümüzde bu süreç, iktisadi daralma ve ekolojik yıkım arasında sıkışmış durumdadır. Literatürde “kar topu etkisi” (snowball effect) olarak adlandırılan süreç burada devreye girer: Barınma kriziyle boğuşan bir gencin, aynı zamanda bir iklim felaketi haberiyle karşılaşması, dünyayı “yaşanılamaz” ve “güvensiz” bir yer olarak kodlamasına neden olur. Bu durum, bireysel bir anksiyete bozukluğundan ziyade, sistemlerin topyekun çöküşüne dair kolektif bir kaygıdır.
Türkiye’nin “Endişe Paradoksu”: KONDA 2024 Verileri Işığında
Türkiye özelinde tabloyu incelediğimizde, KONDA 2024 “İklim Değişikliği Algısı” raporu bize çarpıcı bir “endişe paradoksu” sunmaktadır. Rapora göre beyaz yakalılar (%78) ve üniversite mezunları (%77) en yüksek eko-anksiyete seviyelerine sahipken; iklim krizinden fiziksel olarak en çok etkilenecek olan işçi, esnaf ve çiftçi gruplarında bu oran daha düşüktür. Bu durum, ekonomik baskının yoğunluğu altında “anlık hayatta kalma” stresinin, uzun vadeli ekolojik kaygıları bir “lüks” gibi algılatabildiğini göstermektedir. Ancak genç yetişkinler (öğrenciler ve yeni mezunlar), hem yüksek farkındalık hem de yoğun ekonomik baskı arasında kalarak bu polikrizin en kırılgan özneleri haline gelmektedir.
Gelecek Tasavvurunda Kırılma: Üreme Kararları ve Anlam Kaybı
Bu psikolojik sıkışmışlığın en somut yansıması, demografik verilerde kendini göstermektedir. Türkiye’de doğurganlık hızının 2023’te 1.5’e gerilemesi, sadece ekonomik bir tercih değil, derin bir gelecek korkusunun dışavurumudur. “Pre-travmatik stres” olarak tanımladığımız, henüz gerçekleşmemiş felaketlerin bugünden duyulan kaygısı, gençleri çocuk sahibi olma fikrinden uzaklaştırmaktadır. Buna ek olarak, siyasi liderlerin eylemsizliği gençlerde bir “ihanet” ve “ahlaki yaralanma” (moral injury) hissi yaratarak toplumsal sözleşmeye olan güveni sarsmaktadır.
Klinik Yaklaşımlar: Kaygıyı Dayanıklılığa Dönüştürmek
Terapötik süreçte bu vakalarla çalışırken, kaygıyı sadece “tedavi edilmesi gereken bir semptom” olarak görmüyoruz. İklim ve ekonomi kaygısı, gerçekliğe dayalı ve uyumsal bir yanıttır. Bu noktada kullandığımız yaklaşımlar şunlardır:
Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT): Bireyin kontrol edebileceği alanlar (bireysel bütçe, yerel aktivizm) ile edemeyeceği alanlar (küresel emisyonlar) arasında net bir ayrım yaparak “eylemsizlik felci”ni kırmayı hedefler.
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT): Acı verici düşünceleri yok etmek yerine, onlarla birlikte yaşarken bireyin kendi değerleri (doğa sevgisi, adalet) doğrultusunda küçük ama anlamlı adımlar atmasını sağlar.
Anlam Odaklı Başa Çıkma: Olumsuz duyguları dayanışma ağlarına katılarak veya sürdürülebilir yaşam pratikleri geliştirerek “hareket enerjisine” dönüştürmek, bireye “özne olma” (agency) kapasitesini geri kazandırır.
Sonuç: Kolektif Umudu Yeniden İnşa Etmek
Gençlerin gelecek algısındaki bozulma, dünyadaki gerçek çatlakların zihinsel bir yansımasıdır. Çözüm, sadece bireyin psikolojik direncini artırmak değil, aynı zamanda gençlerin karar alma mekanizmalarında “görünür” olmasını sağlamaktır. Gelecek, korkulacak bir son değil, üzerinde hala kalem tuttuğumuz ve birlikte yazabileceğimiz bir hikaye olarak yeniden kurgulanmalıdır. Psikolojik esneklik ve kolektif eylem, bu zorlu çağda genç yetişkinlerin en güçlü pusulası olacaktır.
Psk. Sena Uzun

